5. Bölüm; Kaş - Fırnaz Koyu

Ertesi sabah otelden ayrılırken hastalıktan kurtulmuş, iyi hissediyordum. İlter'in tavsiyesi üzerine Finike’nin çıkışındaki güzel bir sahilde mola verdim. Gökliman plajı sakin, deniz tertemiz, bir yandan iskeleden suya atlayanlar bir yandan discovery dalış yapanlar. Tam deniz kafası.




Şezlonga uzandım etrafı izliyordum, dalış yapanlardan birisi dikkatimi çekti, amca çok tedirgindi, sürekli her şeyi soruyordu eğitmene. Eğitmen, buhar yapmaması için gözlüğe tükürmesini söyledi acemi dalgıca. Amca tüm varlığıyla, "haaarrrkkkkghhhh ptüuuuuhhh" seklinde tukurdu, adeta benliğini dalış gözlüğüne bırakmıştı. Eğitmen dayanamadı ve "o kadar da tükürmenize gerek yoktu" diyebildi sadece. Ben, yan şezlonglarda uzanan bir kaç kişi ve amcanın eşi kahkahayı patlattık. Kazasız belasız, amca kalp krizi geçirmeden sudan çıkıp eşinin yanına geldi. 



Burada 3-4 saat takıldım, kitap okudum, su içinde videolar çektim. Su normalde sıcak ama denizin dibindeki bazı kaynaklardan soğuk su çıkıyor ve tahmin edemediğiniz anlarda su birden soğuyor. Çok rahatsız ettiğini söyleyemem, bu olay kaş’ta da var, su yüzeyi soğuk oluyor ama dip sıcak.  

Capon :)


Buradan ayrılınca, önce mavi yengeç için bir yerde durdum; Yüzer köşk. Yengeç geldiğinde bacakları kırmızıydı, “bu yengeç mavi değil” diye takıldım servis yapan çocuğa, o da ciddi bir şekilde, “abi piştiği için maviliği kalmıyor” diye açıkladı. Umarım yememişlerdir beni. Mavi de olsa kırmızı da olsa ben deniz ürünlerini affetmem, ayıklaması zor olan yengecin tüm etli kısmını hüplettim. Fiyat 12 TL, bununla doymazsınız, tadımlık bir şey, bunu bildiğim için önceki sahilde bir şeyler yemiştim. Benim doymam için bundan 4-5 tane yemem lazım :) tadı güzel, hatta yediğim en güzel deniz ürünlerinden birisi diyebilirim. Tadını tam tarif edemem ama bana göre orkinos ve karides karışımı bir tadı var, bazıları tavuğa benziyor diyor, bilemedim. İspanyada köpek balığı eti yediğimde de böyle olmuştu, tadı çok güzeldi ama hiçbir etin tadına benzemiyordu. Denemenizi tavsiye ederim.



Noel Dayı (liseliler bilmez)
Sonra St. Nicholas kilisesine gittim Demre’ye. Ortodoks kesim için önemli bir kilise. Kilisenin kendisi yapı olarak korunsa da içindekilerin zamanında yürütüldüğü biliniyor. Ana salondaki mozaikler ve ayin bolumu görmeye değer. 
Bu Noel Baba olayından bahsedelim biraz; normalde St. Nikola denizcilerin azizi olarak biliniyor fakat bu amca yardımlaşma olayını abartmış bir kişi. Muhtaç olan kişilere yardımları farklı kılıklarda, başkası aracılığı ile verirmiş veya direkt kapılarına bırakıp kaçarmış. Bacadan atıp kaçma, geyiklerle yardırma ve kırmızıları giyip şebboy gibi gezme olayları külliyen yalan, iftira ve hurafedir. Nikola’yı yedirmeyiz! Noel Baba ise popüler kültürün sonradan uydurduğu bir olgu tabii ki. Ayrıca hediyeyi bacadan atsan, simsiyah olur, ne anladım öyle yardımdan. Ayıp!

Gerçek Noel Baba - Saint Nicholas




Noel babadan sonra cay ağzındaki kus cennetine gittim ama martı ve bir kaç balıkçıl dışında bir şey yoktu. Buradaki kamp yerleri gözüme hoş gözükmeyince, kaş Yusuf pansiyona doğru yol aldım.
Kaş hep çok sevdiğim bir yer olmuştur, zamanında nur beach otelde çok güzel vakit geçirmiştik, güzel anıları olan bir yer Kaş ;) Denizi, ortamı, gecesi gündüzü ayrı güzeldir. Kemerin aksine Kaş cıvıl cıvıl idi. Yerli yabancı turistler doldurmuş burayı, zaten otel ve pansiyon fiyatlarından belli durum.
Kaş’ta park sorunu mevcut ne yazık ki, zaten küçük bir yer, bir suru insan arabasıyla gelince, tıkanıyor doğal olarak. Limana arabanızı bırakabilirsiniz fakat limanda bir yerden sonra park yasağı var, eğer arabanız sabah orada olursa polis çekebiliyor.
Yusuf pansiyonu daha önce çok duymuştum ama hiç gitmemiştim, denildiği kadar varmış,  Yusuf’un muhabbeti çok tatlı. Bir arkadasınız gibi karşılıyor sizi. Pansiyonun kahvaltısı çok iyi. Siz cayınızı alıp masaya geçiyorsunuz, kahvaltı hemen servis ediliyor ve pesine nefis omlet geliyor. Teras sürekli açık ve manzarası çok iyi.
Yemek yedikten sonra mavide biraz takıldım ama çok sarmadı, sonra başka bir bara gittim (adını hatırlamıyorum). Yeni yerlerden birisi sanırım, güzel ama çok sakindi.
Ertesi gün, daha önceden belirlediğim Fırnaz koyu için yola koyuldum. Bu koy, sahil vb. yerleri bulurken google maps’i açıyorum, sahil şeridine zoom yapıp hoşuma giden yerleri işaretliyorum, ismini bulduktan sonra internette detaylı araştırmasını yapıyorum. Fırnaz’ı bulmam kolay oldu ama gitmesi zordu. Yolu çok bozuk, ana yoldan sonra yaklaşık 7-8 km bozuk toprak yoldan gidiyorsunuz. Fakat manzara çok iyi ve Likya yolunu görüyorsunuz. Likya yolu için bulunan tabelalarının olduğu yerden patika yola girerseniz tarihi su kemerini görebilirsiniz. Fırnaz sahilinde köylülerin işlettiği bir restoran var, Likya yolu yürüyüşçüleri ve sahile gelenlere hizmet veriyor. Deniz çok güzel, kenarlarda yeşilimsi olan deniz, biraz açılınca turkuaz oluyor, rengarenk balıklar geziniyor, epey eğlenceli.








Fırnaz’dan sonra Xanthos’a geçtim. Buraya 4 sene önce gelmiştim ama manzarasını çok sevdiğim için tekrar ziyaret etmekte sakınca görmedim :)
Önce agora ve ana caddeyi gezeyim dedim. Roma yoluna girerken arkamdan bir araba sesi duydum, "yok canım olamaz artık" diye içimden geçirirken, arkamı dönmemle antik roma yoluna giren arabayla karşılaşmam bir oldu. Adam ciddi ciddi antik şehrin ana caddesine sokmaya çalışıyordu arabayı, agorada akrabaları var, onları ziyaret edecek zağar. El kol hareketi yaptım, bağırdım, aynı zamanda müze görevlisi de bir yandan koşuyor bir yandan da bağırarak adamı durdurmaya çalışıyordu. Adam terslik olduğunu anlayınca, arabayı geri çevirip yoldan çıkmaya çalıştı. Çıkarken de bir güzel altını sürttü. Ben de fotoğrafını çektim. Fotoğrafını çektiğimi görünce vatandaş yanıma geldi;
-niye çekiyorsun fotoğrafı? Şikayet mi edeceksin?
-antik roma yoluna arabanı sokuyorsun, hem suçlusun hem güçlüsün, sen benim muhatabım değilsin, git müze görevliyse görüş.
-cık cık cık yapıyorsun bir de
- bak arkadaşım, hatalısın ve kabul edemiyorsun, sinirini benden çıkarmaya çalışıyorsun, arabanı çek şuradan, şikayet de ederim, cık cık da yaparım, yürü git simdi. (öyle bir şey de yapmadım, yapsam bile arabadan uzaktayım, duymasına imkan yok. ayrıca yaptıysam da sana ne nohut beyinli!)

Xanthoslular çok acı çekmiş bir halk, verimli bir ova üzerine kurulmuş bir şehir, yanlarında dere akıyor, yasamak için çok uygun bir yer, bu yüzden sık sık saldırıya uğramışlar. Bu kadar acının üstüne modern zamanda yasayan cahil insan saldırısını yaşadılar bir de, kemikleri sızlıyor mudur acaba?
Nohut kardeş ve ekibi çekip gitti, ben de şehri gezmeye başladım. Xanthos şehri kurulduğu verimli toprakların hakkini verecek şekilde hızla gelişiyor. Persler ile yaptıkları bir savaş sırasında yenileceklerini anlayınca şehrin erkekleri, kadın ve çocukları bir yere toplayıp yakıyor. Erkekler savaşıyor ama savaşı kaybediyorlar. Persler gittikten sonra o sırada şehirde bulunmayan Xanthoslular geri dönüyor ve şehri tekrar kuruyor. Fakat şehir daha sonra Büyük İskender ve Romalılar tarafından da saldırıya uğruyor. Şehrin ana caddesinde farklı dönemlere ait kalıntılar halen bulunmakta.





Tek şehir - 3 farklı kültüre ait kalıntılar.
Şehrin terasından manzara
Kaputaş Plajı




Daha sonra şehrin tiyatro ve teras tarafına geçtim. Terastan etrafı izlemek çok keyifli, güneş batarken manzara daha da güzelleşiyor. Etrafımda keçiler, altımda akan dere,  ayaklarımı uzatıp bir sure kafa dinledim, sonra Kaş’a doğru yola koyuldum.

Keçili Selfie


Sevdiğim bir kaç restoran vardi, nur beach otelin restoranını ve bahçe balık’ı aradım ama yer yoktu, geç kalmıştım. Bu iki yeri de tavsiye ederim, balık, ahtapot ve meze için Bahçe Balık, güzel bir akşam yemeği, kırmızı et için ise Nur Beach.
Aksam klasik olarak mavi’de takıldım, sonra red point denen mekana geçtik. Red point en son kaşa geldiğimde yoktu veya ben hatırlamıyorum, eğlenceli bir mekan yapmışlar.

Kaş hakkında biraz yazmak istiyorum, çok sevdiğim bir yer. Eski sakinliğini kaybetmiş olsa da yine de deniziyle etrafındaki güzellikleriyle tam bir tatil yeri.
Deniz için, kaputaş favorim, büyük ve küçük çakıl plajları güzel plajlar. Kaputaşa giderken yol üstünde dikkatli baktığınızda 2-3 tane çok sakin ve masmavi deniziyle sevimli plajlar var. Yarımada tarafına hiç gitmedim ama internetten incelediğim kadarıyla çok şık oteller yapılmış.
Kaş etrafında gidilebilecek yerlerden bazıları; saklıkent kanyonu, kaleköy, patara sahili, büyük çakıl plajı, küçük çakıl plajı, xanthos, letoon vs.
Turlar saklıkent'e götürüyor sizi jiple, dönüşte patara sahiline ve xanthosa da uğruyorlar. Kaleköye de tekne turlarıyla gidebiliyorsunuz, kaleköydeki dondurmacıya mutlaka uğrayın derim, yediğim en güzel dondurmalardan birisi.
Küçük çakıl şehrin doğusunda otellerin bittiği yerde, yürüyerek rahatça gidiyorsunuz.
Kaputaş plajı masmavi denizi ve sizi döven dalgaları var. Dalgaların içinde yuvarlanmak takla atmak çok keyifli :)) Kaputaşta eskiden tesis yoktu, artık var. Eskiden havlunuzu alıp takılıyordunuz ve çok samimi bir ortam vardı. Teyzelerden gözleme alıp takılırdınız. Şimdi yerlerde şezlonglar ve suratsız çalışanlar var. Yeni hali hoşuma gitmedi, yine müthiş denizi ve eğlenceli dalgaları duruyor ama eski huzur yok gibi.
Kaş'ta Kamp için de yerler var, kaş camping'i daha önceden biliyordum, can mocamp'ı ise internetten buldum. Kaş campingin yeri çok iyi fakat fiyatlar uçmuş durumda. Dışarıdan yiyecek içecek getiremiyorsunuz ve içeridekiler de pahalı. Yani kamp alanından çok artık bir otele dönüşmüş durumda Kaş camping.Çadırımı atarım, yemeğimi yaparım ve deniz keyfi yaparım diyorsanız burası artık öyle bir yer değil.
Kaş herkesin görmesi gereken çok keyifli bir yer ve benim için yeri ayrı.

Akşam da Kaş'ta kaldıktan sonra, Letoon ve Kille sahiline (Göcek tarafı) doğru devam ettim...






Yorumlar